YENİ BLOĞUMUZ

ANASAYFA

ZİYARETCİ DEFTERİ

SOHBET

SANAL FORM

ÖNEMLİ LİNKLER

RESİMLER

E-POSTA

DOST SİTELER


   
  BUNYAN
  ESKİ BÜNYANLILAR
 

 

ZİYA DOĞAN




KAYSERİ’NİN YÜZ AKI MİLLİ GÜREŞÇİMİZ BÜNYANLI ZİYA DOĞAN
Ata sporumuz güreşte Kayserimiz bir büyük güreşçiyi, Ziya Doğan’ı yetiştirmiştir. 1932 yılında Bünyan’ın Büyük Tuzhisar kasabasında dünyaya gelen Ziya Doğan, geleneğe uygun olarak küçükken önce kasaba ve civarındaki sayılı güreşçilerle müsabakalara çıkarak güreşe sevdalanmıştır. Bunda o günlerde Türkiye’de güreşin popülaritesinin yüksek oluşu, o dönemde dünya çapında güreşçiler olan Gazanfer Bilge, Celal Atik, Yaşar Doğu, Nasuh Akar, Servet Meriç gibi isimlerin yetişmiş olması etkili olmuştur. O dönemin gençlerinin kalbinde yatan şey, bu büyük güreşçiler gibi isim yapmaktı. Ziya Doğan da kendisinden önceki kuşağın etkisiyle genç yaşta memleketinden ayrıldı ve İstanbul’a gitti. 1949 yılında Fatih Güreş Kulübüne katıldı ve orada Koç Ahmet isimli hocasının büyük emekleriyle güreşi kurallarına göre öğrendi. O, geleneksel Türk güreşi olan serbest stilde güreşmek arzusu taşıdı ama duruma göre grekoromende de güreşmek zorunda kaldı.
Ziya Doğan üzerinde büyük emekleri olan bir büyük insan da Türk güreşinin efsane isimlerinden olan Yaşar Doğu’dur. 1960 yılına kadar Türk Güreş Milli Takımını çalıştıran Yaşar Doğu, Doğan’ın Koç Ahmet’ten sonraki hocasıdır.
1951 ve 1952 yıllarında İstanbul iki defa İstanbul ikincisi olduktan sonra 1953 yılında İstanbul birinciliğini elde etti ve 1954 yılında da Türkiye birincisi oldu. Artık ufku açılmıştı. 1955 yılında Türkiye birinciliğini tekrar kazandıktan sonra bu kez ilk uluslar arası başarısını elde ediyor ve Balkan Şampiyonu oluyordu. Bu Balkan Şampiyonluğunun önemi büyüktü. Çünkü, 1956 yılında Dünya Güreş Şampiyonası Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yapılacaktı. 1956 yılı Ziya Doğan için oldukça yoğun bir yıl olmuştur. 1956 yılında Budapeşte’de Dünya Üçüncülüğünü elde etmiş ve adını iyiden iyiye duyurmuştur. Ayın yıl Yugoslavya’da yapılan Adriyatik şampiyonasında ise 79 kiloda birinciliği elde eder.
1958’de İtalya’nın Napoli şehrinde yapılan turnuvada bir birincilik daha elde etmiş, 1959 yılında ise Beyrut’ta yapılan Akdeniz oyunlarında 79 kiloda hem serbestte, hem de grekoromende mücadele ederek her alanda da altın madalyayı kazanmıştır. Aynı şampiyonada iki farklı alanda altın madalya kazanmış ender sporculardan biri olmuştur.
1960 yılında ise bu kez Avrupa Şampiyonasında Atina’da Bulgar Dobrov’la finale kalmış. Finalde iki güreşçi yenişemeyince tekrar tartıya çıkarılmışlar ve Ziya Doğan, rakibinden 150 gr fazla gelince Avrupa ikincisi ilan edilmiştir. Bu duruma son derece üzülen milli güreşçi, 1960’dan sonraki birçok özel turnuvaya hem üzüntüsünden hem de kaburgasındaki rahatsızlıktan katılamamıştır.
1963 yılında ise yeniden Dünya Şampiyonasındadır. Japonya’nın Yokahama şehrinde yapılan şampiyonaya Ziya Doğan bu kez 6 kilo verdirilerek 73 kiloda ve grekoromende katılmıştır. Güreşçinin arzusu ise kendi kilosu olan 79 kiloda ve serbestte mücadele etmek şeklinde olmuştur. Grekoromende de üstün bir gayret gösteren Ziya Doğan, Romen Bularko ile 1.lik – 3. lük maçına çıkmıştır. Gerek kilo kaybetmesinden ve grekoromende güreşmesinden, gerekse doğu bloku ülkelerinin birbirini kollamalarından dolayı maç başa baş bitmiş olmasına rağmen Doğan, sayı ile mağlup kabul edilmiş ve güreşçimiz dünya üçüncüsü olmuştur.
Ziya Doğan, Atina’dan sonra bu ikinci büyük üzüntüyü yaşadıktan sonra aktif sporculuk hayatına son verme kararı almış ve daha sonra Almanya’dan aldığı bir teklifle güreş antrenörlüğü ve teknik adamlığı görevi ile Almanya’ya gitmiş ve orada 24 yıl aralıksız olarak güreşçi yetiştirmiştir. Bunlar arasında dünya şampiyonluğu kazanmış güreşçiler de vardır.
Ziya Doğan bugün 72 yaşında ve Hisarcık’ta mütevazı bir hayat sürmekte ve anılarını da güreş meraklılarıyla paylaşmaktadır. Bu anılardan birkaçını sizlere nakletmek istiyorum:
İSTANBUL KARMASINDA JAPONLARA KARŞI GÜREŞİ
1953 yılında Japon Güreş Milli Takımı, Türk Milli Takımı ile maç yapmak için İstanbul’a gelmiştir. Ziya Doğan, İstanbul birincisi olarak İstanbul Karmasında bulunmaktadır. Önce Türk Milli Takımı ile maç yapan Japonlar, müsabakaları 5-3 kaybederler. Sonra da İstanbul Karması ile Japonların maç yapması uygun görülür. Japonlarla müsabakalardan başlamadan önce İstanbul Karmasının çalıştırıcısı Koç Ahmet iddialı demeçler verir ve Japonları 7-1 yeneceklerini iddia eder.
Müsabakalar başlar ve Japonlar ilk dört müsabakayı kazanarak 4-0 öne geçerler. Koç Ahmet, derin bir üzüntüye kapılır. İstanbul Karması kalan dört maçı alarak müsabakayı 4-4 tamamlar. 79 kiloda müsabakaya çıkan Ziya Doğan, rakibini tuşla yenmiş ve müsabakanın tek tuşla galibiyeti elde eden sporcusu olduğu için kural gereği İstanbul Karması Japon Milli Takımını yenmiştir.
MİLLİ GÜREŞÇİYİ İŞTEN ÇIKARMIŞLAR
1956 yılında Budapeşte’de Dünya Üçüncüsü olduktan sonra Adriyatik Şampiyonasında da birincilik elde eden milli sporcumuz, büyük başarılara imza atmanın gururunu yaşarken doğup büyüdüğü, ekmek parasını kazandığı şehre gelince kendisini şoka uğratan bir durumla karşılaşır. Kayseri Sümerbank Fabrikasında çalışan Ziya Doğan, iş yerinden atıldığını öğrenir. Zamanın fabrika müdürü İbrahim Etçioğlu, Doğan’ı işe gelmediği gerekçesi ile işten atmıştır. Milli güreşçi çok üzülür. Sonradan birileri, fabrika müdürünün kulağına bir şeyler fısıldar ve güreşçinin Türkiye’yi temsil eden milli bir sporcu olduğundan bahisle bu fiyaskonun Ankara’da duyulması halinde neler olabileceğini anlatırlar. Tekrar işe alınırsa da Doğan’ın burukluğu geçmez ve Sümerbank’tan ayrılarak Kayseri Şeker Fabrikasına girer. Orada uygun bir ortam bulur ve Güreş Kulübü kurarlar. Bu kulüp sayesinde Kayseri’nin güreşteki önemi artar ve yurt dışından takımlar bile Kayseri’ye güreş müsabakaları yapmak için gelirler. Bu kulübün güreşçilerinden İzzet Büyük, Fethi Mete, Ünver Beşergil, Abdi Akkan ve Mustafa Sever gibi güreşçiler Türkiye Şampiyonalarında dereceler elde etmeyi başarırlar. 

Bünyanlı Müderris Mehmet Alim Efendi (Çınar) TBMM'nin ilk milletvekillerinden

1861 yılında Bünyan’da doğdu. Babası Bünyan’ın ileri gelenlerinden Abdülkadir Efendizade Mehmet Efendi’dir. Halk arasında “Büyük Hoca” lakabıyla bilinirdi. İlk ve orta öğrenimini Bünyan’da tamamladıktan sonra Kayseri ve Adana medreselerinde öğrenim görerek Müderrislik icazeti aldı. Öğrenimi sonrasında Kıbrıs’ta müderris olarak göreve başladı. Daha sonra Rodos, İzmir, İstanbul ve Sivas medreselerinde müderrislik yaptı. Bu arada vaizlik görevinde de bulundu. İlk günlerinde Milli harekete katıldı. Sivas’ta Milli Mücadele lehinde verdiği bir vaazdan dolayı Damat Ferit Hükümetinin yöneticileri tarafından tutuklanarak İstanbul’a gönderildi. Orada bir süre Bekir Ağa Bölüğünde tutuklu kaldı. Divan-ı Harb-i Örfi’de yargılandı. Beraati üzerine serbest bırakıldı.
Müderris Alim Efendi, serbest kalınca memleketi olan Kayseri’ye geldi. Buradaki ulusal çalışmalara katıldı. Kuva-yı Miliye lehindeki vaazlarını sürdürdü. TBMM’nin 1. Dönemi için yapılan seçimlerde seçilerek Kayseri milletvekili oldu. 23 Nisan 1920’de Meclisin açılışında hazır bulundu.
Mehmet Alim Efendi, milletvekilliği I. Dönemde sonra erince, Bünyan’a döndü. 30 Aralık 1923’te vefat etti. Evli ve on iki çocuk babası idi.
Alim Efendi’nin şeceresinde Anadolu’ya gelen dip dedelerinin Horasanlı Osman Fakı ve Mustafa Ağa olduğu anlaşılmaktadır. Osman Fakı Bünyan’a, Mustafa Ağa ise Kayseri’ye yerleşmiştir.
Ayrıca oğlu Alim Çınar, babası Mehmet Alim Efendi’nin ölüm tarihinin H.1347 (M.1928) olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca İstiklal Madalyası sahibi olduğunu bildirmiştir.
Yine oğlu Alim Bey’in verdiği bilgilere göre, Mehmet Alim Efendi Gesi ve Kayseri medreselerinde de görev yapmıştır. 1920 yılında TBMM’ye seçildiği zaman Bünyan’da Meclis-i İdare azası olarak görev yapmaktaydı.
Mehmet Alim Efendi, mebusluğu zamanında TBMM’nin ilk devresinin o manevi havası içerisinde önemli vazifeler görmüştür. Saray ile Anadolu’daki Milli Mücadele hareketi arasındaki “fetva savaşı” sırasında “Esir olan fetva emininin fetvası şer’i olamaz ve esaret altındaki halifenin tasdiki de muteber değildir” diyerek Milli Mücadeleye tam destek veren Anadolu Uleması arasında yerini alır.
Mecliste şer’iye, evkaf ve İrşad komisyonlarında görev yapan Mehmet Alim Efendi, İstiklal Savaşı’nın en kritik dönemlerinde Meclisteki konuşmaları ve Ankara camilerinde verdiği vaazlarla halkın moralinin yükselmesine ve zafere inancın pekişmesine çalıştı.
TBMM bünyesinde halkı aydınlatmak için “İrşad heyetleri” kurulur. Burdur Mebusu İsmail Suphi, Dr.Tevfik Rüştü Aras daha sonra dışişleri bakanlığı yaptı) ve Müderris Alim Efendi’den kurulu irşad heyeti, halkı aydınlatmada gösterdiği başarıdan dolayı TBMM’den yazılı olarak taltif almıştır.
Mehmet Alim Efendi’nin hizmetlerinden Meclis İrşad Heyeti olarak Anadolu’ya dağıtılan heyetlerden birinin başkanı olan Burdur Milletvekili İsmail Suphi (Sosallıoğlu) şunları anlatmaktadır:
“…Bizim heyet Allah’a ısmarladık için Reis Mustafa Kemal’i ziyarete gittik. Üç kişi idik. Kayseri mebusu Alim Efendi Hazretleri, Dr.Tevfik Rüştü Aras ve ben.
İki vilayeti nahiyelerine kadar dolaşacak, hem hakikatleri anlatacak, hem de mahalli irşad heyetleri kuracaktık. Yola çıkınca Dr.Tevfik Bey, Hoca Alim Efendi’ye dedi ki:
-Efendi hazretleri, siz şimdi kentlerde, köylerde, istiklal, vatan sevgisi, cihat, meşru devlete bağlılık, kasıtlı telkinler ve menfi propagandalardan uzak kalma gibi zaferimize esas olacak hususları halka anlatacak, dini ve şer’i esasları izah edeceksiniz, misaller vereceksiniz. Bunları acaba halkın anlayacağı, sıkıntısız kavrayacağı basit bir dille yapmanız mümkün değil midir?
Hoca Alim Efendi, tereddüdsüz, fakat biraz da hayret bakışları içinde cevap verdi:
-Ya ben onlara Arapça mı hitap edeceğim? Elbette istisnasız hepsinin sıkıntısız anlayacağı dille gerçekleri konuşacağım. Nasihatin en hayırlısı karşısındakinin kolayca anlayacağıdır, sözü kutsi hadistir. Biz bu hakikatleri halka mı anlatacağız yoksa kendimize mi? Elbette halkın kolaylıkla kavrayacağı dille, en sade ve basit şekilde konuşacağız.
Vazife bölümü yaptık. Açıklayacağımız meseleleri Dr.Tevfik Rüştü beyle ben ele alıyorduk. Hoca Alim Efendi de gayemize uygun telkinleri dini ve şer’i naslarla apaçık dille yerine getiriyordu. Camiler insan almıyordu. Vazife gördüğümüz yerlerde mahalli tabirleri bile öğreniyorduk. Doktorla ben Türk Ocakçı idik. Yaşlı, fakat ruhu genç, düşüncesi ileri, mantığı hakiki bir din bilgininin kudretine sahip Alim Efendi Hoca da hiç tereddüt göstermeden, büyük bir azim, hatta şevk ve zevkle bize önderlik etti. En çetin ve kalıplaşmış zannedilen mevzuları halkın diline, duyuşuna, görüşüne göre değerlendirdik. Lütfen dikkat ediniz, indirdik demiyorum belki yükselttik… Çünkü kalıptan çıktı, ruha mazhar oldu.
Bütün neticeleri didik didikleyen Birinci Büyük Millet Meclisi’nin o kolaylıkla bravo demeyen, güç tatmin edilen takdiri, bizi aldığımız cidden müsbet neticelerden dolayı yazılı olarak taltif etti. Öteki heyetlere örnek gösterdi. Çünkü gerçekleri halka anlatabilmeyi, kalıpların üstüne çıkma sayan mübarek bir din bilginine sahiptik.”

BÜNYANLI HARBİ (ADNAN TÜRKÖZ)
Bağlama Üstadı ve Bestekar
Adnan Türköz, 1925 yılında Bünyan’da doğmuştur. Babası Zabıt Katibi Mehmet Efendi, annesi ise Akkadın Hala’dır. Bağlamaya olan merakı on beş yaşlarında başlamıştır. Özellikle düğünlerde ve Bünyan bağ ve bahçelerinde bağlama çalanlara eşlik etmeye başlamıştır.
Adnan Türköz, bu dönemi Erciyes dergisinde şöyle dile getirmiştir:
-On altı yaşında iken mahallemiz kızlarından şimdiki eşim Fatma’ya aşık oldum. Bu arada babama baskı yaparak
-Ya bana saz ya da kız alın dedim.
Baktılar ki saz, kızdan daha ucuz. Bana yedi liraya bir saz aldılar. Ben de sevgilimin aşkı ile çala çala sazı ilerlettim. On yedi yaşına gelince tutturdum:
-Saz, yanına kız istiyor. İlle de Fatma’yı bana alacaksınız dedim.
Babamın mali durumu hiç de iyi olmadığı halde ısrarım karşısında beni 26 Şubet 1942’de Fatma ile evlendirdi.
Adnan Türköz’ün Aşık Harbi mahlasıyla söylediği birçok türkünün konusu kıymetli eşi Fatma Hanım’la ilgilidir ve ona duyduğu sevgiyi dile getirmektedir. “Fatmam” isimli türküsünde şairin on yedi yaşındaki bu olayları hikaye ettiği görülmektedir:
“Aman Fatmam kalk gidelim
İdareyi yak gidelim
Emmin dayın ayırmadan
Etrafına bak gidelim”
“Dama attım deynekleri” türküsünde de yine “Komşu kızı sevenin yüreğinde yağ olur mu” diyerek, hayatının bu bölümünü dile getirir.
1944 yılında askere giden şairimiz, askerde notayı öğrenerek Adana, Eskişehir ve Erzincan ordu bandolarında kornet çalmıştır. Askerlik dönüşü, Bünyan Cezaevi Memurluğu, daha sonra da Kayseri Sümerbank Fabrikasında laboluk yapmıştır.
Şairin hayatında bu dönem, sazını ilerlettiği ve Halk Evleri Saz Topluluğu ile konserlere çıkmaya başladığı dönemdir. (1948)
Şairin en büyük arzusu, TRT kadrolarında radyo sanatçısı olarak görev almaktır. İstanbul’a gider ve Anadolu Bölge Sanatkarlığı imtihanına girer. Bu sınavı kazanır ve uzun yıllar İstanbul Radyosunda çalışır. İstanbul Belediye Konservatuarı saz topluluğuna girer, daha sonra da bu toplulukta hocalık yapacaktır.
1974 yılında emekli olan saz üstadı Adnan Türköz, 1982 yılında vefat etmiştir.
Birçok Bünyan türküsünü ve halay havasını TRT ve konservatuar repertuarlarına kazandıran kişi olmuştur. Aşık Harbi mahlasıyla söylediği türküler yurt çapında meşhur olmuştur ve plakları yapılmıştır.
Aşık Harbi’nin derlenmesinde kaynak kişi olarak büyük emekler harcadığı türküler arasında şunlar vardır:
1. Bahçası Daşlı Şeirifim
2. Bünyan Halayı
3. Bünyan Cirit Havası
4. Dağdan Yuvarlandı Gayalarımız
5. Dama Attım Deynekleri
6. Kadifeli Yastık
7. Kayalar Kayalar
8. Karşıda Harar Durur (Sıktırma Hayalı)
9. Oduncular Dağdan Odun İndirir
10. Bünyan Omuz Halayı
11. Sevdiğim Üstüne Dört Libas Geymiş
12. Bünyan Sinsin Halayı
13. Bünyan Üçayak Halayı

Kaynaklar:
1. Kazım Yedekçioğlu, “Bünyanlı Harbi”, Erciyes, Sayı: 3-4, Kayseri, 1978
2. S.Burhanettin Akbaş, “Bünyan’da Yetişen Halk Şairleri: Aşık Harbi”, Erciyes, sayı:167, Kayseri, 1991
3. Mansur Kaymak, Erciyes Yöresi Halk Türküleri ve Ezgileri Bibiliyografyası, Kayseri, 1991
4. S.Burhanettin Akbaş, "Bünyanlı Aşık Harbi", Bünyan Kültürü, Sayı: 4, Şubat, 1993

 
  Bugün 9 ziyaretçi (26 klik) burdaydı! -- --2007 © Copyright by demircan ® Tüm Haklar saklıdır-- SİTEMİZ SİSTEMDEN KAYNAKLANAN HATA NEDENİYE KISA BİR SÜRELİĞİNE BU ŞEKİLDE DEVAM EDECEKTİR EN KISA SÜREDE YENİDEN YÜKLEME YAPILACAKTIR. ÖZÜR DİLERİZ  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=